NAPOLİ – POMPEI

NAPOLİ

Güney İtalya’nın Campania bölgesinde yer alan, nüfus bakımından Roma ve Milano’dan sonra en kalabalık üçüncü şehri. 2800 yıllık geçmişi ve Napoli Krallığı’na başkentlik yapmış olması sebebiyle şehrin tarihi önemi büyüktür. Eski şehir merkezi Unesco Dünya Mirası listesindedir. Şehir Akdeniz kıyısında, Napoli körfezinde, iki volkanik yanardağ bölgesi arasında konumlanmıştır. Napoli’nin Vezüv Yanardağı’na 32 mil uzaklıkta bulunduğu ve yanardağın en son 1944 yılında patladığı düşünüldüğünde tehlikeli bir coğrafi konumda olduğu muhakkaktır.

Napoli, ekonomik gelişme bakımından Roma, Milano ve Torino’dan sonra dördüncü sıradadır. Ancak politik ve ekonomik yozlaşmayla, karaborsa faaliyetleri ve mafya ile daha çok tanınır. Napoli denince özellikle erkeklerin ilk aklına gelen, kuşkusuz futboldur. Napoli şehri aynı adı taşıyan futbol takımı ile Dünyaca tanınmaktadır. Napolililer futbola çok düşkündür ve özellikle Maradona’ya hayrandırlar.

Napoli’de Akdeniz iklimi hüküm sürdüğü için, şehri ziyaret etmek için en ideal dönem ilkbahar ve sonbahar ayları. Türkiye’den Napoli Havaalanına 2 saat 15 dakika süren direkt uçuşlar bulunmakta. Napoli Güney İtalya’nın ana ulaşım merkezi olduğu için pek çok tren hattı Napoli’den geçiyor. Bazı şehirlerden Napoli’ye tren yolculuğu ile kolay bir ulaşım mümkün.

Napoli denince turistlerin aklına öncelikli olarak iki turistik bölge gelir. Biri Pompei Şehri Kalıntıları, diğeri ise Capri Adası. Napoli şehrinin hemen karşısında çıplak gözle dahi görülebilen Capri adasına şehirden her gün feribot seferleri düzenleniyor. Biz ne yazık ki Capri’yi gezmeye zaman bulamayıp, tercihimizi Pompei’den yana kullandık. Pandemi bittikten sonra Campania bölgesini de içine alan kapsamlı bir Güney İtalya seyahati planlıyorum. Bir gün bu yazıya Capri adasını da eklemek hedeflerimden biri.

İtalya’nın kuzeyini defalarca kez gezmeme ve belli başlı şehirlerin hemen hepsini ziyaret etmeme karşın, İtalya’nın güneyine inmek henüz nasip olmadı. İtalya’da ziyaret ettiğim en güney nokta Napoli oldu. Güney İtalya, kuzeyden sadece iklim açısından ayrılmıyor. Güneyin adetleri de, insanları da kuzeyden oldukça farklı. Güneyliler biraz bizim gibi, daha rahat, daha ehlikeyif, yemeyi seven gürültücü tipler 🙂 Napoli şehri, gözüme bambaşka bir yer gibi göründü ve şehirdeki tezatlıklar beni hem şaşırttı hem de büyüledi.

Şehrin girişinde sizi yüzlerce dev toplu konutlar karşılıyor. Her biri dokunsan yıkılacak gibi, köhne ve çok katlı ruhsuz binalar. Dairelerin her birine bin bir çeşit yama yapılmış. Pencereler farklı, balkonlar farklı. Kim ne malzeme bulduysa, dairelerinin bir yerine monte edip barınmaya çalışmış. Her balkonda rengarenk çamaşırlar asılı. Asya’da yoksul bir ülke görüntüsü veren şehrin gettosu bana ilk kez İtalya’da da fakirlik varmış dedirtti. Şehrin yoksul halkı ve göçmenler bu bölgede yaşıyor iken, zengin kesim Şehrin Akdeniz kıyılarına bakan sahil kesimini mesken edinmiş. İşte bu tezatlık bizim çok da yabancı olmadığımız bir durum. Bu nedenle Napoli şehri bana çok bizden geldi.

Napoli bir liman kenti olduğu için her daim canlı ve hareketli. Şehrin hem tarihi merkezini hem de sahil şeridini gezip görmek gerekmekte. Tabii güvenliğinize dikkat ederek…

Piazzo del Plebistico : Bu meydan Napoli’nin tarihi merkezi kabul edilmekte. Meydanda en çarpıcı iki yapı Kraliyet Sarayı ve Francesco Di Paula Kilisesi. Kilise kubbeli tavanıyla göz dolduruyor.

Via dei Trubunali : Napoli eski tarihi merkezde önemli bir cadde. Antik Yunan ve Roma dönemine tarihlenen bu cadde ve onunla kesişen sokaklarda yürüyüş yapmak, şehir hakkında fikir verecektir. Cadde üzerinde tarihi özelliği bulunan pek çok şapel, kilise ve bir de konservatuar binası göreceksiniz.

Via Caracciolo e Lungomare : 1969-1980 yılları arasında dolgu sistemiyle sahil şeridinde oluşturulan ve şehrin panoramik manzarasına sahip Margellina’ya kadar uzanan çift şeritli cadde. Dünya’nın en güzel sahil şeritlerinden biri kabul edilen cadde, pazar günleri trafiğe kapalıdır. Bisiklet sürücüleri için de sahilde sürüş şeridi vardır. Bu caddeyi ilk görüşte İzmir kordona benzetmiş olsam da, cadde boyunca uzanan tarihi binaların yerine bizdeki çok katlı betonarme yapıları anımsayınca kıyaslama yapmaktan vazgeçtim.

Castel Nuovo : Napoli’nin en simgesel yapısı. 1279 yılında inşa edilen kale, Ortaçağ’ı tam olarak yansıtıyor. Heybetli görünümüyle göz dolduran kale, ücreti mukabilinde ve istenirse rehber eşliğinde gezilebiliyor.

Castel dell’Ovo : Şimdilerde yarımada haline getirilen Megaride adasında bulunan bir sahil kalesi. Norman mimarisi ile yapılan kale, müze olarak ziyarete açık.

Teatro di San Carlo : Sadece İtalya’nın değil, Dünyanın da en tanınan opera binalarından biri. 1737 yılında açılan tiyatro binası hala faaldir. Bina klasik mimarisi, altın sarısı kaplama iç dekorasyonu ile göz alıcıdır ve hala orijinalliğini korumaktadır.

Museo Archeologico Nazionale : Napoli’de bulunan Ulusal Arkeoloji Müzesi Dünyanın en iyi Roma dönemi müzesi olarak görülüyor. Müze Bourbon hanedanından Charles tarafından 1750 yılında kurulmuştur. Yunan, Roma ve Rönesans dönemine ait pek çok eser bu müzede sergilenmektedir. Müzeye giriş ücretlidir.

Duomo di Napoli : Napoli tarihi merkezde bulunan şehrin en büyük katedrali. Milano ya da Floransa’daki katedrali görenler için pek göz alıcı gelmeyebilir ama şehri ziyaret etmişken 1309 yılında yapılan bu ortaçağ yapısını görmekte fayda var.

Galleria Umborto : San Carlo Opera binasının hemen karşısında bulunan halka açık alışveriş galerisidir. Kötü ünü bulunan tavernaların bulunduğu bölge, büyük kolera salgınından sonra yıkıldı. 1885 yılında şehrin rehabilitasyonu çalışmaları kapsamında, Emmanuele Rocco’nun galeri projesi çok beğenildi ve halen bugün de kullanılmakta olan pasaj inşa edildi. Pasaj Milano’daki Vittorio Emanuele ‘ye mimari olarak çok benzemekle birlikte, mağaza kalitesi için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Pasaj içinde ağırlıklı olarak cafeler ve bir kaç markanın mağazaları var.

Museo Cappella Sansevero : 1590 yılında barok mimari ile inşa edilen bu şapel, içinde barındırdığı eşşiz sanat eserleri ile müze olarak korunmakta. Müzenin tartışmasız en etkileyici eseri ise, Giuseppe Sanmartino’nun 1753 tarihinde tamamladığı ve mermeri adeta ipek bir tül gibi işlediği ‘Örtülü İsa’ heykeli.

Napoli’den ne alınır derseniz, limonu çok meşhur. Ayva büyüklüğündeki limonlardan limoncello denen nefis likörler yapıyorlar. Yerel şarapların da fiyatları çok uygun. Makarna, risotto gibi italyan lezzetlerini almak isterseniz de Napoli’den almayı tercih edin. Fiyatlar kuzeye göre daha uygun. Son olarak, pizzanın anavatanı olan Napoli’de margarita pizza yemeden dönmeyin.

POMPEI

Napoli Pompei arası 4.9 km – 10 dakikalık mesafede. Roma’dan Pompei’ye gelen tren seferleri bulunmakla beraber, Napoli’de konaklayıp Napoli Merkez İstasyonu ve Garibaldi Tren İstasyonundan trene binmek, Circumvezuviana durağında inmek suretiyle de gidilebilir. İnternet üzerinden Pompei giriş bileti ile birlikte transfer de satın alabileceğiniz hatta audio guide kiralayabileceğiniz seçenekler de var. Ancak audio guide’ın Türkçe seçeneği yok ne yazık ki.

Pompei, güney İtalya’ya gidip de görülmesi gereken en etkileyici, en harikulade bölge, devasa bir ören yeri. En az yarım gün, mümkünse tam gün ayırmak ve şehri anlayabilmek için rehberle gezip görmek gerekli. 2000 yıl önce lavların altına gömülüp kalmış bu büyük kentin, bozulmamış sokaklarında, pazar yerinde, hamamında, tiyatrosunda, genelevinde, duvarları fresklerle süslü villalarında gezmek muhteşem bir deneyim.

MS.79 yılına tarihlenen büyük Vezüv patlaması yaklaşık 18 saat sürmüş ve hızlı davranıp gemilere kaçanlar olmuşsa da, yaklaşık iki bin kişinin küller altında kaldığı düşünülmektedir. Bunların yaklaşık 1150’sinin bedenlerine ulaşılmış durumdadır. Patlamanın olduğu gün şehirde festival yapılması ve halkın volkanik patlamalara alışık olup önemsememesi sebebiyle ölüm oranı yüksek olmuştur. Patlamanın ertesi günü vezüv volkanının konisi çökmüş, çöküntü sonrası oluşan dev kil heyelanı sonucunda Pompei şehri küllerle kaplanarak tamamen örtülmüş ve tarihten silinmiştir. Şehrin bu kadar az hasar görmüş haliyle iki binyıl sonra ortaya çıkarılmasındaki mucize, bu yoğun kül yığınıdır.

Pompei 1748 yılına dek ortaya çıkarılmayı beklemiştir. Carlo Borbone’un başlattığı kazıyı, niyetinin hazine bulmak olduğunun anlaşılmasıyla Giuseppe Fiorelli devralmış ve şehrin sokaklarını, meydanlarını, çarşısını, tapınak ve pazarlarını gün yüzüne çıkartmıştır. Yaklaşık 165 dönüme yayılan şehrin halen 3/4’ü meydana çıkarılmış olup, kazılar devam etmekte.

Pompei antik şehrinin muhtemelen en etkileyici yanı, patlama esnasında insan bedenlerinin son halinin sergileniyor olması. Her ne kadar kazı esnasında insan bedenlerinin çürümüş olduğu görülmüş olsa da, bedenler ile taşlaşmış kül tabakası arasında boşluk kaldığını fark eden arkeologlar, bu boşluğa sıva benzeri özel bir malzeme doldurarak, insan bedenlerinin ölmeden önceki son halini ortaya çıkarmışlardır.

Pompei, sismik aktiviteler sebebiyle şu anda kıyıdan 2 km. kadar içeride olsa da, o dönemde denize çok yakın bir liman kentiydi. Surlar içindeki Pompei şehri yaklaşık 3 kilometrekarelik alanı kaplamakta idi. Surların dışında da yüzlerce çiftlik evi ve villalar bulunuyordu. Şehrin en zenginlerine ait villalar deniz manzaralı idi. Daha mütevazi olan ve manzarası bulunmayan villalar ise duvarlarına manzara resimleri çizdirmişti. Avlulu tipik Roma villalarından gerek freskleri, gerek heykelleri ve mozaikleri ile dimdik ayakta duran pek çok örnek, ören yerinde görülebilmekte.

Şehir bir liman kenti olduğu için ticaretle uğraşıyordu ve halkın bir bölümü çok zengindi. Şehrin üçte ikisi özgür insanlar, üçte biri ise kölelerden oluşuyordu. Ne yazık ki kölelerin hiç de iyi olmayan koşullarda yaşadıklarını günümüze kadar gelen köle evlerinden ve zincirlenmiş halde iken patlamaya yakalanan cansız beden formlarından anlayabiliyoruz.

Şehrin zenginliğini dükkanlar, büyük villalar, mütevazı konutlar, tapınaklar, tavernalar, egzersiz alanı, hamamlar, arena, kamu tuvaletleri, pazar salonu, okullar, su kuleleri, çiçek fidanlığı, bazilika, genelevler ve tiyatrolardan anlamak mümkün. O günün koşullarına göre değerlendirmek gerekirse, şehrin her türlü olanağı sunan olağanüstü görkemli bir kent olduğunu söyleyebiliriz.

Şehir meydanı olan Forum’da kazılar esnasında ortaya çıkarılan pek çok eşya sergilenmekte. Bazı eserler, mozaik ve heykeller ise Napoli Müzesine taşınmış. Dönemin elitlerine ait ‘casa’ denilen villalarda korunmuş fresk ve mozaik örneklerini görmek mümkün. Pompei hamamındaki heykeller, genelevdeki duvar çizimleri tıpkı ilk günkü gibi iyi durumda. Yılda 2.6 milyon turistin ziyaret ettiği trajedi şehri Pompei’yi görme şansı elde edenlerden olmanız dileğimle…

İtalya’yı seviyorsanız bu yazılara da göz atmalısınız 🙂

Floransa – Rönesansın doğum yeri

Lombardia Bölgesi İtalya

Kanallar Şehri Venedik

Toskana Rüyası 

Romeo&Juliet’in şehri Verona

Kızıl şehir Bologna

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s