GÜNÜBİRLİK HALFETİ-URFA

Antep seyahatimizin bir tam gününü Halfeti ve Urfa’yı gezmeye ayırdık. Antep havaalanından kiralamış olduğumuz özel araçla önce Halfeti’ye daha sonra da Urfa’ya gittik.

Antep Halfeti arası 100 km. Antep- Urfa karayolu üzerinden gidiliyor. Yol geniş bir otoban. Batıdaki otobanların aksine ne gidiş ne dönüşte polis denetimi, mobese ya da radara rastlamadık. Demek ki ceza uygulaması batıya özgü imiş demekten alamadık kendimizi. Otoban üzerinde Halfeti ayrımını kaçırmayın. Yol ayrıldıktan sonra göz alabildiğine sağlı sollu fıstık ağaçları arasında yol alıyorsunuz. Bu bölgede fıstık ağaçlarının yanı sıra şaşırtıcı olmasına karşın zeytin ağaçları da var. Zira fırat nehri, iklimi yumuşattığından bu bölgede akdeniz iklimine yakın bir iklim sürülüyor. Önce tepede kurulmuş ve hiçbir albenisi olmayan yeni Halfeti’yi görüyorsunuz. Tepeden aşağıya inerken Fırat nehri görünüyor. Birazdan nehir kıyısında, eski Halfeti’desiniz.

Halfeti Şanlıurfa’nın bir ilçesi olmasına rağmen, kültürel ve ekonomik ilişkileri Gaziantep ile daha yoğun. Halkın Şanlıurfa ile bağlantısı daha ziyade resmi işlerin varlığı sebebiyle, % 99’luk kısmı okur yazar.

Birecik barajının yapımı ile, taş evlerden oluşan Halfeti’nin %80’i sular altında kalmıştır. Bu nedenle halkın büyük kısmı daha yüksekte yeni Halfeti’yi kurmuşlardır. Halfeti’nin büyük bölümü sular altında kalmasına rağmen, kuruluşu Asurlulara dayanan bu tarihi şehir, yerli, yabancı turistlerden yoğun ilgi görmekte. İlçe halkı da çoluk çocuk bu ilgiyi paraya çevirmekte. Nehir kenarı irili ufaklı gezi tekneleriyle dolu. Hepsini yerel halk işletiyor. Birecik baraj gölünün suları gelmeden önce meyve tarımı yapan halk, bahçeleri su altında kalınca mecburen tekne turizmine yönelmiş. Biz üç aile küçük bir tekne kiraladık. Aile başı 40 lira verdik. Fıratın mavi ve akıntılı sularında terkedilmiş köy manzaraları eşliğinde ilerledik. Halfeti etkileyici, manzara vahşi. Biraz ilerleyince karşı kıyıda kayalar üzerine kurulmuş dev bir kale göze çarpıyor. Rumkale, asurlular, rumlar, ermeniler ve süryaniler tarafından kullanıldıktan sonra Osmanlılara geçmiş.

antep 032 copya

Biraz daha ilerledikten sonra minaresi su yüzeyinde kalmış, terkedilmiş bir köye – Savaşan köyüne- yaklaştık. Köyün hemen girişinde, tüm teknelerin yanaşıp çay molası verdiği bir çay bahçesi var. Mekan derme çatma ama konumu mükemmel. Burada karaya çıkıp birşeyler içtik ve akabinde terkedilmiş köyü gezip hüzünlendik. Dönüş yolunda Halfeti’nin meşhur asma köprüsüne yakın bir yerde tekneden indik.  Suların yükselmesiyle bağlantısı kopan iki mahalle arasına yapılan asma köprü 130 metre uzunluğunda. Sallana sallana karşıya geçmek bilhassa çocuklar için unutulmaz bir deneyim oldu.

Yemek için kıyıda yüzen tekneler bulunuyor. Bu büyük teknelerde kebap dışında, gölden tutulan şabut balığı bulunuyor. Yemeğimizi Urfa’da yemeği tercih ettiğimiz için denemedik. Son olarak ermeni bir taş ustası tarafından yapılmış olan 200 yıllık güzeller güzeli Halfeti Ulucami‘nin, yarı beline kadar sular altına gömülmüş olmasına üzülerek Halfeti’den ayrıldık.

antep 019a

Yeniden fıstık ağaçları içinde ilerleyerek yarım saat içinde otobana geri döndük. Otobana çıktıktan bir saat sonra Urfa‘daydık. Halfeti- Urfa arası 124 km. Karnımız çok acıktığı için öncelikle yemek molası verdik.  Urfa Çulcuoğlu Restaurant şehre yakın, park sorunu olmayan, temiz, modern bir lokanta. Urfa’ya has yerel lezzetleri bulabileceğiniz bir mekan değil ama kebapları ve mezeleri lezzetli. Bilhassa lebbeni ve bostana’yı tavsiye ederim. Antep’ten geldiğimiz için lahmacunlardaki farklılığı hemen hissettik. Antep’te sarımsak kullanıldığı halde, Urfa’da soğan kullanılıyor. Haliyle lahmacun biraz daha ağır.

Yemekten sonra doğruca Balıklı gölün bulunduğu bölgeye gittik. İlk dikkatimi çeken husus, insanlardaki farklılık oldu. Antep’te çok hissetmediğim şark etkisini Urfa’da çok yoğun şekilde hissettim. Kadınların başlarına örttükleri renkli örtüler, bazı erkeklerin entari giymesi, Arapça ve Kürtçe konuşmalar bana başka bir diyarda olduğum hissini verdi.

antep 057 copya

Balıklı göl ve Halil-ür Rahman camii etrafı düzenlenerek parka dönüştürülmüş. Etrafta asırlık çınarlar, dinlenme alanları ve turistik hediyelik eşya dükkanları var. Heryerde rehberlik yapmaya hevesli Urfalı çocuklar göreceksiniz. Eğer rehberlik yaptırmaya niyetli iseniz, vereceğiniz parayı baştan söyleyin. Zira işleri bitince daha fazlası için ısrarlı ve can sıkıcı olabiliyorlar.

Babil Krallığının hüküm sürdüğü Ur (bugünkü Urfa) şehrinde doğan ulul-azim peygamber Hz.İbrahim, tevhid inancını yaymak amacıyla mücadele verirken, putperest Lut kavminin tepkisini çeker. Lut kavmi onu cezalandırmak ister. Kur’an-ı Kerim’de bu olaya ilişkin ayetler şunlardır : ” Dediler: Şunun için bir bina yapın da bunu ateşin ortasına fırlatın.’ Ona tuzak kurmak istediler de, biz onları reziller, sefiller haline getirdik. Saffat 97-98” ”Toplumunun İbrahim’e cevabı sadece şunu söylemeleri oldu. ‘Bunu öldürün yahut yakın’ Ama Allah onu ateşten kurtardı…Ankebut 24” Kavminin kendisini öldürmek veya yakmak istemesine karşın, hanif peygamber Hz.İbrahim Allah’ın yardımı ile kurtulur. Nasıl kurtulduğuna ilişkin Kur’an da detay bulunmamasına rağmen, olay zamanla hikayeleşmiştir. Şimdilerde Hz.İbrahim’in sözde ateşe fırlatıldığı Urfa Kalesinin bulunduğu yerde mancınığa ait olduğu inanılan iki sütun bulunmaktadır. Yine rivayete göre, Hz.İbrahim ateşe fırlatıldığında, ateşe serin olması emredilmiş ve ateş suya, odunlar balığa düşmüştür. İşte suyun bulunduğu yer, Balıklı Göl‘dür. Gölde bulunan balıklar da, tevhidin babası İbrahim peygamberin putperestlikle olan tüm mücadelesine rağmen putlaştırılmış, kutsal ilan edilmiştir. Balıklı göle gittiğinizde yem satın alarak, el sürülmeyen bu şanslı semirmiş balıkları doyurabilirsiniz. Yine rivayete göre, Hz.İbrahim’in ateşe atılmasına üzülen Kral Nemrut’un evlatlığı Zeliha’nın gözyaşlarından bir göl daha oluşmuştur. Balıklı gölün hemen yanındaki bu küçük göl de Ayn-ı Zeliha gölü olarak anılıyor.

antep 034 copya

Balıklı gölün hemen yanında Bulunan Halil-ür-Rahman camii, Eyyübiler zamanında 1211 yılında inşa edilmiş. Yıllar içinde harap duruma gelen camii, 1810 yılında geçirdiği onarım ile  mimari özelliğini büyük ölçüde yitirmiş. Halk arasında ‘döşeme camii’ ve ‘makam camii’ olarak adlandırılıyor. Camii medrese, mezarlık ve külliye olmak üzere üç bölümden oluşuyor.

Balıklı gölün birkaç yüz metre ilerisinde neolitik devre ait bir höyüğün üzerine yapılan antik şehre ait eşsiz mozaikler bulundu. Haleplibahçe mozaikleri olarak adlandırılan bu mozaikler, nakli sırasında yaşanabilecek hasar riski sebebiyle yerinde muhafaza edilerek üzerine büyük bir müze yapıldı. Benim Urfa ziyaretim esnasında henüz bu müze açılmamıştı. Haleplibahçe mevkiinde yapılan bu kompleks, Şanlıurfa arkeoloji müzesi, arkeopark ve Edessa mozaik müzesi olarak üç bölümden oluşuyor. Mayıs 2015 ‘den beri ziyarete açık. Mutlaka görmek istediğim bir müze.

Urfa’ya gelip de tarihi çarşıları görmeden olmaz dedik ve Hüseyniye çarşıları olarak bilinen kesme taştan yapılma çarşıları gezdik. Zamanında halı, kilim, keçe gibi el sanatlarının satış yeri iken şimdilerde çarşının biri Bakırcılar çarşısı, diğeri ise beyaz eşya çarşısı olarak kullanılıyor. Bakırcılar Çarşısı yerli-yabancı turistlerin çok ilgisini çeken biryer. Zira çekiç sesinin eksik olmadığı çarşı tam bir görsel şölen.

antep 056a

Bakırcılar çarşısının etrafında hanlar ve açık çarşılar mevcut. Mefruşatçıdan, demirciye, baharatçıdan, kuruyemişçiye pek çok iş kolunun bulunduğu bu çarşıların içinde kaybolun. Çok renkli ve yörenin dokusunu hissedeceğiniz bir ortam. Çarşıda gezerken, Antep fıstığının yaş olanına rastladık. Kabuklu olarak satılıyor. Kırıp ayıklamak biraz zahmetli ama tadı çok güzel. Yaş olduğu için çabuk tüketmek gerekiyor. Yoksa küfleniyor.

Urfa’ya gidip de Göbeklitepe’yi görmemek olmak dedik ve Şanlıurfa’nın 22 km.kuzeydoğusunda, Örencik köyü yakınlarındaki Göbeklitepe’ye doğru yol aldık. Göbeklitepe bilinen en eski kült yapılar topluluğu. Bölgenin en erken kullanımının çanak çömleksiz neolitik çağın A evresine yani günümüzden 11.000 yıl evveline dayandığı öne sürülmektedir.  Bu yapıların ortak özelliği T biçimindeki 12 taşın yuvarlak şekilde dizilerek aralarının duvar ile kaplanmasıdır. Bu dikilitaşların çoğunun üzerinde insan, hayvan, el, kol vs.motifler bulunmaktadır.  Bu özelliği ve çok eski çağlara dayanması sebebiyle mutlaka görülmesi gereken biryer Göbeklitepe. Şanlıurfa’ya 22 km. uzaklıktaki bu ören yerine hareket ettiğimiz sıralarda hava kararmaya başladı. Karanlıkta birşey göremeyeceğimizi düşünerek rotamızı değiştirdik ve Antep’e geri döndük. Sonradan öğrendim ki Göbeklitepe ışıklandırılmış ve gece görünümü gündüzkinden çok daha mistik ve etkileyiciymiş. Ne yazık ki bu bilgiye sonradan ulaştığım için Göbeklitepe’yi göremeden Urfa’dan ayrıldık.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s