DATÇA’DA DÖRT GÜN

Marmaris’e defalarca kez gitmemize karşın, Datça‘yı hep es geçmiştik. 2016 yazında Marmaris’e gitme planı yapınca, bu kadar yol gitmişken Datça’yı görmemek olmaz dedim. Palamutbükü’nün son yıllarda çok revaçta olduğunu duyuyordum. Bu nedenle bu bölgede bir otel arayışına girdim. 

Bu bölgeyi internetten tarayınca genellikle küçük pansiyonlara rastladım. Mavi Beyaz Otel ise mimarisi ile tüm bu otellerden ayrılıyordu. Otelin kendi internet sitesinden dört kişilik bir odadan iki günlük rezervasyon yaptırdım.

Palamutbükü, Datça’dan 25 km.uzaklıkta. Neredeyse Datça burnuna en yakın noktalardan biri. Datça coğrafi yapısı itibarıyla dağlık, sarp bir bölge. Bu nedenle mesafeler daha da uzun. Git git bitmiyor. Palamutbükü’nden biraz daha ileride, en uç noktada Knidos antik kenti var.

Datça’da Palamutbükü’nden başka pek çok bük var. En bilinenleri Palamutbükü, Ovabükü ve Hayıtbükü. Bük sözlük anlamıyla akarsu kenarındaki verimli arazilere verilen bir ad olmasına rağmen, sanırım zamanla anlam kaymasına uğramış. Şimdiler de dar koylara bük demek adet olmuş.

Palamutbükü 1.8 km.lik bir koy. Önünde taşlı bir sahil uzanıyor. Deniz cam gibi berrak ve turkuaz renginde. Su biraz soğuk. Sahilin hemen arkasında sıra sıra salaş restoranlar yer alıyor. Otelleri sahilden tek şeritli bir yol ayırıyor. Koyun sonunda küçük bir liman var. Etraf sakin, genel olarak derme çatma diyebilirim. Palamutbükü çıplak bir koy. Etrafını çevreleyen tepelerde maki dışında bir ağaç yok. İstisnası sahil boyunca uzanan ılgın ağaçları. Bu ağaçlar restoranları bir nebze gölge hale getirmişler.

IMG_3853a
Mavi Beyaz Otelin plajından Palamutbükü sahili

Mütevazi ev ve pansiyonlardan ayrılan tek yapı Mavi Beyaz Otel. Yunan adalarının mimarisinden etkilenmiş bu otele mavi ve beyaz renkler hakim. Muz ve begonvil ağaçları da ayrı bir hava katmış otele. Plajı diğer otellerin plajlarına göre daha özenli. Personel son derece kibar ve özverili.

Buna karşın, oldukça pahalı olan bu oda kahvaltı konseptindeki otelde serpme kahvaltı adı altında verdikleri kahvaltı alelade. Bu kadar yüksek fiyat ödeyince zaten tek ekstra hizmeti kahvaltı vermek olan bir otel kahvaltısında sucuk, salam gibi şarküteri ürünü bile sunulmaması hayal kırıklığı oldu. Salatalık, domates ve çökelek peynirini herhangi bir pansiyon kahvaltısında da bulabilirdik sanıyorum.

Otelde ekstra yapmak da pek akıl karı gelmedi bize. Zira 33 cc.lik yerli bir biraya 20 TL.verince bir daha otelde birşey yiyip içmedik. Hoş, diğer Palamutbükü restoranlarında da fiyatlar çok da ekonomik değil ama nispeten biraz daha makul.

En acı sürpriz de dört yataklı odamızın balkonsuz olmasıydı. Sıcak Palamutbükü’nde balkonsuz ve üstelik deniz görmeyen oda da kalmak eziyet oldu bize. Üç yataklı balkonlu bir odayı yeğlediğimizi bildirmemize karşın, kibarca bunun mümkün olmadığını ifade edince biz de çilemize katlanmak zorunda kaldık.

IMG_3852a
Mavi Beyaz Otel

Netice itibarıyla ‘ben şık bir otelde kalmak istiyorum’ derseniz Palamutbükü’nde tek alternatifiniz Mavi Beyaz. An itibarıyla benim fikrim şudur: Palamutbükü zaten salaş bir yer. Hangi otelde kalırsanız kalın, yolu geçip aynı sahile ineceksiniz. Otelin restoranına bağlı kalmak gibi bir kaygı yok. Zaten tüm motel ve pansiyonların önünde restoran var. Olur da bir kaç sene sonra yine Palamutbükü’ne gideyim dersem, bir iki geceliğine temiz basit bir pansiyonda kalmayı yeğlerim.

İlk gün akşam üzeri ‘Sarıhoş Restaurant‘ da yemek yedik. Yemekler lezzetli, fiyatlar çok yüksek değil. Aynı akşam Datça’ya gittik. Çarşıda biraz dolaştıktan sonra limana indik. Limanın iki ucunda da birer kum plaj var. Kumluk plajında güneş batarken şezlonglar kaldırılıyor, yerine masalar geliyor, Bodrum Gümüşlük’de de bulunan rengarenk fenerler yanıyor. Etraftaki hoş ambiyans eşliğinde yemek yiyiyorsunuz. En bilinen ve popüler restoranı Hüsnü.

Datça üç B ile ünlü. Bal, badem, balık.Datça bademi Dünyaca ünlü. Balı da naturel. Bu yüzden balık yiyip, bal ve badem almayı ihmal etmedik.

İkinci gün akşam üzeri önce Eski Datça‘ya uğradık. Şair Can Yücel’in hayatının son yıllarını geçirdiği bu küçük ve güzel köyü görmeden Datça’yı görmüş olmazsınız. Sahil kenarında konumlanmış yeni Datça’nın sahilden uzak, dik yokuşlu bu şirin köyü, şimdilerde Datça’nın bir mahallesi olmuş. Daracık sokaklı, avlulu taş evleri ile bugüne dek özgün mimarisini koruyan köyün hemen hemen tüm evleri restore edilerek turizme kazandırılmış. Datça evlerinin avlu kapılarının güzelliği dikkat çekiyor. Avlularından begonviller sarkan bu güzelim taş evlerin çoğunluğu otel, cafe, sanat evi olarak hizmet vermekte. Can Yücel’in arka sokaktaki evi, yılda bir kez, Can Yücel’in ölüm yıldönümünde ziyarete açılıyor. Eski Datça, Alaçatı’nın henüz turist akınına uğramamış minyatür bir kopyası gibi geldi bana.

IMG_3862a
Eski Datça sokakları

Dönüş yolunda önce Hayıtbükü‘ne uğradık. Datça merkeze 17 km uzaklıktaki bu koy, Palamutbükü’ne göre çok daha küçük ve plajı kum. Mesudiye köyüne bağlı bu koyda yazlık evler, restoranlar ve işletmeler var. Kumlu sahili ile çocuklu aileler için ideal olan bu koyun uzunluğu sadece 500 metre.

Sonraki istikametimiz akşam yemeğimizi yiyeceğimiz Ovabükü oldu. Bulunduğu yer ve konum itibarıyla ovaya benzediği için bu ismi almış.Sahili taşlık, çakıllık. Datça merkeze 15 km.uzaklıktaki koyun uzunluğu 650 metre. Yemyeşil olduğu için benim en sevdiğim koy, Ovabükü oldu. Akşam yemeğimizi bir gün önceden yer ayırttığımız Poyraz Restaurant‘ta yedik. Kumsalın hemen bitiminde denize nazır yemek keyifliydi. Akdeniz ve Ege denizinde bulunan Lagos (lagoz)  balığı lezzetliyken, mezeler vasattı. Fiyatta ucuz değil.

IMG_3865a
Ovabük- Poyraz Restaurant

Bir sonraki gün otelden ayrıldık. İstikametimiz Kurucabük . Bu koyda amcamızın teknesine bindik. Kurucabük,  yazlık Aktur sitelerin bulunduğu bölge. Burada kampingciler için de bir alan var. İki koydan oluşuyor. Büyük koy ve küçük koy.  Deniz mavi bayraklı. Etrafta çam ve fıstık ağaçlarından yayılan mis gibi bir koku var. Burası sadece yazlıkçıların değil, teknecilerin de uğrak mekanı. Aktur’da kurulan pazardan, lokantalardan ve duşlardan da faydalanıyorlar. Herkes için bir cennet burası.

Akşam üzeri yelken açarak iki gecemizi geçirdiğimiz Hisarönü’nün güney batısındaki Dirsekbükü’ne seyir yaptık. 40 dakikalık seyrin sonunda koydaydık.

IMG_3871a
Dirsekbükü’nde gün batımı

Boz dağların arasına saklanmış saklı bir cennet burası. Karadan ulaşım yok. Sessiz, bakir, çıt çıkmıyor. Tam kafa dinlemelik.Makilik dağlarda tek tük yabani zeytin ağaçları var. Deniz tek kelimeyle muhteşem. Beş metre derinliği bile çıplak gözle görebileceğiniz kadar berrak. Rengi turkuaz, dibi kumluk. Etrafta teknelerden başka hiçbir şey yok. Çok korunaklı bir koy olduğundan tekneler bu koya sık sık uğruyor. Bir de restoran var burada. Elektrik ve su bulunmayan bu koyda, taşıma su ve jeneratörle hizmet veriyorlar.

Bu koyda geçirdiğimiz iki günün sonunda sakin ve huzurlu Datça’dan istemeye istemeye ayrıldık.

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

DATÇA’DA DÖRT GÜN” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s